DOLAR

9,5248$%0.46

EURO

11,1413%0.98

GRAM ALTIN

551,69%0,70

ÇEYREK ALTIN

8.776,32%0,00

BİST100

1.522,04%0,18

BİTCOİN

582875฿%3.76254

İmsak Vakti a 02:00
İstanbul PARÇALI BULUTLU 13°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

İklim krizinin öteki yüzü: Tarlalar kırmızı alarm veriyor!

İklim krizine bağlı olarak gittikçe artan sel ve yangın felaketlerinin, önümüzdeki yıllarda güçlenerek süreceği öngörülüyor. Uzmanlara göre, iklim krizi yakın gelecekteki gıda krizinin de habercisi… Üstelik iklim değişikliği Türkiye’nin tarımını tehdit etmeye şimdiden başladı. Fındık, ayçiçeği yüzümüzü güldürse de buğday, arpa, nohut, mısır ve üzüm alarm veriyor. İşte Türk tarımındaki son durum ve bizi bekleyen tehlike…

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) raporuna göre, 2050’ye kadar artması beklenen dünya nüfusunun gıda ihtiyacı en az yüzde 50 yükselecek.

Yani bugün üretilenin yarısı kadar daha fazla gıdaya ihtiyacımız olacak. Bu krize bir çözüm bulamazsak, gıda yoksunluğu bizi bekliyor. Üstelik bu sorunu doğurabilecek tek sorun iklim krizi de değil. Halihazırda tarım yapılan topraklarda bilinçsiz kimyasal gübre ve ilaç kullanımı gibi sebepler yüzünden toprak kalitesi de azalıyor. Bir diğer sorun da verimsiz üretim yöntemleri…

İklim krizinin öteki yüzü: Tarlalar kırmızı alarm veriyor


BUĞDAY ALARM VERİYOR!

Buğday ve arpa başta olmak üzere Türkiye’de bu yıl hububatta kuraklığın yaşandığını belirten Ulusal Hububat Konseyi Başkanı Özkan Taşpınar mevcut ‘karamsar’ tabloyu anlattı.

İklim krizinin en önemli sonucunun, su kaynaklarının azalması olduğunu hatırlatan Taşpınar, “Meydana gelecek iklim değişiklikleri, tarımsal faaliyetlerde hayvan ve bitkilerin doğal yaşam alanlarında değişikliklere yol açacak, özellikle ülkemizdeki su kaynakları bakımından önemli sorunlar ortaya çıkacaktır” dedi.

“HUBUBAT CİDDİ TEHLİKE ALTINDA”

Türkiye’de en çok tarımı yapılan bitki türü olan buğdayın, ülkenin tamamında yetiştirilebildiğini belirten Taşpınar, “Ancak buğday üretimi yapılan alanların büyük çoğunluğu, yağış ortalaması düşük ve yağış dağılımı düzensiz olan bölgelerde bulunuyor. Buralarda yıllık verim ve üretim ilkbahar yağışlarına bağımlı olup, güz kuraklıkları ve bazı yıllar sert geçen kış şartları kışlık buğday üretimini belirgin biçimde düşürüyor. Bu yüzden ülke rekoltesi o yılki yağışa bağlı olarak önemli oranda değişim gösteriyor” dedi.

İklim krizinin öteki yüzü: Tarlalar kırmızı alarm veriyor


“SADECE 5’TE BİRİNDE SULU TARIM YAPILIYOR”

Türkiye geneli sulanan buğday ve arpa alanlarının sadece yüzde 20 civarında olduğunu hatırlatan Taşpınar şu tespitlerde bulundu:

*Her türlü olası fiyat dalgalanmasına ve kotalara karşı ülkemizde hububat üretiminin en azından kendi tüketimimize yeterli düzeyinin korunabilmesi ve hatta ihracatın da yerli üretimle karşılanması, önümüzdeki dönem Türkiye’nin en önemli hedeflerinden biri olmalı.

*Türkiye’de, büyük kısmı İç Anadolu ve Geçit Bölgelerinde olmak üzere 4,5 milyon hektar civarında nadas alanı bulunuyor. Tarım potansiyelinin önündeki en büyük engel, bu potansiyelin kullanılamıyor olması.

“İKLİME BAĞLI KONTROLLÜ TARIMA GEÇİLMELİ”

*Bunun en büyük nedeni de susuzluk. Artık iklime bağlı tarımdan kontrollü tarıma geçmeliyiz. Tarımın iklim şartlarına bağımlılığının azaltılması gerekir. Kuraklığın tarımsal üretimde yarattığı riskleri azaltmanın en önemli yolu ivme kazanmış sulama yatırımlarına daha fazla kaynak ayrılmasından geçiyor.

*Sürdürülebilir bir tarım ve verimlilik için belli ilkeler çerçevesinde havzalar arasında su transferinin yapılması gerekir. Ülke genelinde su fazlası olan dış havzalardan özellikle kışın depolanan suyun uygun havzalarda kullanılması konusundaki fizibilite ve uygulama projeleri hızlandırılmalı. Özellikle kuraklığın en belirgin gerçekleştiği Konya Kapalı Havzası için hayati önemdeki Mavi Tünel kapsamındaki projelerin acilen tamamlanması, havza dışından su getirme projeleri yatırım programlarına acilen alınmalı. Suya hasret alanların suyla buluşturulması halinde yıllık tarımsal hasılamız 20 milyar TL artış gösterecektir.

“İÇ TÜKETİMİ KARŞILAYACAK DÜZEYDE ANCAK…”

Buğday verimindeki düşüşün Türkiye için gelecek açısından büyük riskler taşıdığını anlatan Taşpınar sözlerini şöyle sürdürdü:

*Öngörülen buğday rekoltesi ülke nüfusu dikkate alındığında iç tüketimi karşılayacak düzeyde. Ekmek, makarna, bulgur gibi temel besin maddelerimizin arzında bir sorun yaşanmayacak. Ancak, 84 milyonluk ülke nüfusu yanında ülkede bulunan göçmenlerin, turistlerin ve iç savaş ve başka nedenlerle üretimden düşen çevremizdeki ülkelerin, gönül coğrafyamıza ve dünyanın dört bir tarafına yapılan yardımların ortaya çıkardığı boyut dikkate alındığında 100 milyonluk bir nüfusun karşımıza çıktığı mutlaka göz önünde bulundurulmalı. Bu dikkate alındığında kuraklık kaynaklı azalan üretimin iç tüketimi karşılamakta zorlanacağı ortadadır.

*Her geçen yıl buğdaya dayalı un, makarna, irmik, bisküvi, bulgur gibi mamul ihracatının artışı yanında, iç piyasadaki arz-talep dengesine dayalı açık sebebiyle ithalat da artmakta. Mamul madde ihracatı dolayısı ile Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında un ve unlu mamuller ihracatı karşılığı gümrüksüz buğday ithalatı da artıyor ki, ürüne katma değer kazandırdığından ve istihdama katkı sağladığından doğal bir durum olup, evrensel bir uygulama niteliğindedir.

*Nitekim Türkiye her yıl yaklaşık 3,2 milyon ton un ihracatıyla dünyada birinci, 1,45 milyon ton makarna ihracatıyla dünyada ikinci, 280 bin ton bulgur ihracatıyla dünyada birinci olarak ve 250 bin ton diğer ürünler olmak üzere toplam 5-5,5 milyon ton civarında buğdaya dayalı işlenmiş ürün ihraç etmekte. Bunun buğday karşılığı ise yaklaşık 7-8 milyon tondur.

“İTHAL ETMEMİZE BİLE GEREK KALMAZ”

*Türkiye geçen yıl, 9 milyon tona yaklaşan buğday ithalatı gerçekleşmiş bunun yüzde 90’dan fazlası mamul madde olarak ihraç edilmiştir. İthal edilen hammaddenin yan ürünleri belirli kurallarla iç piyasada değerlendirilebiliyor. Şu anki sistem buğday için önceden hammaddenin getirilmesi, daha sonra işlenerek mamul madde olarak ihraç edilmesidir. Fakat biz istiyoruz ki gerekli sulama yatırımları ve boş arazilerin değerlendirilmesiyle birlikte ihracat karşılığı ithal ettiğimiz hububat ürünlerini de yurdumuzda üretelim.

İklim krizinin öteki yüzü: Tarlalar kırmızı alarm veriyor

“NE YAZIK Kİ ÇİFTÇİLER VAZGEÇMİYOR”

hurriyet.com.tr’ye konuşan İstanbul Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kopuz da özellikle buğday üretiminde yaşanan sorunlar için çarpıcı tespitlerde bulundu.

Yangın ve sellerde tarım alanlarının tahrip olduğunu hatırlatan Kopuz “Yangınlarda zarar gören tarım alanları ormanlarla kıyaslandığında daha az. Ancak yine de yangınların toprak verimliliğini azaltan sonuçları var. Bizim tarım alanlarındaki yangınlar konusundaki asıl sorunumuz ‘kontrollü’ anız yakımı. Ne yazık ki çiftçilerimiz bu yöntemden vazgeçmiyorlar. Bu konuda alınan tedbirleri ve eğitim çalışmalarını güçlendirmeliyiz” dedi.

“GIDA KAYBI VE İSRAFIN ÖNÜNE GEÇMELİYİZ”

“Gıda arzını artırmak için neler yapılabilir?” sorusuna yanıt arayan Kopuz şu uyarıları yaptı:

*Bu sorunun cevabı, nedenlerinde gizli. Öncelikle üretilen gıdanın tüketilmesinin sağlanmasıyla başlanmalı. Yani gıda kaybı ve israfı engellenmeli.

*Dünyada üretilen gıdaların üçte biri maalesef tüketilmeden çöpe gidiyor. Sadece bu sorunun çözümü bile 2050’ye kadar ihtiyacımız olacak yüzde 50 talep fazlasının çoğunu karşılar. Hızla ve kararlılıkla gıda israfının önüne geçmeliyiz. Sorun o denli büyük ki, çözüm konuyu tüm toplumun sahiplenmesiyle mümkün olabilir.

“AR-GE’YE YATIRIM YAPILMALI”

*İkinci olarak üretim yöntemlerinde verimsizliği engelleyecek çalışmalar geliştirilmeli. Tarım 4.0 için ar-ge destekleri artırılmalı. Tarımda ileri teknolojinin bilinçli bir biçimde kullanılması alınacak ürün miktarının maksimuma çıkmasını sağlayabilir. Bu nedenle hayati öneme sahip.

“ÇİN, ABD KİRLETİR BEDELİNİ TÜM DÜNYA ÖDER”

*Tabii tüm bunların öncesinde ise iklim krizinin önlenmesini sağlayacak tedbirlerin, ciddiyetle alınması gerekiyor. Aslında 1970’lerden beri bilim insanlarının uyardığı bir konu bu. Eğer ABD gibi, Çin gibi iklim krizinin asıl sorumluları ikna edilemezse bir arpa boyu bile yol alamayız. Onlar kirletir, tüm dünya bedelini öder. Sonuçta ancak bu üç adımı atabilirsek, gıda krizinden kurtulabiliriz.

İklim krizinin öteki yüzü: Tarlalar kırmızı alarm veriyor


RAKAMLARLA ALARM VEREN ÜRÜNLER

BUĞDAY:

-Türkiye’de yılda ortalama 20 milyon ton buğday üretiliyor. Zaman zaman 22,5 milyon tona tırmanan üretim bazı yıllar ise 18 milyon tona kadar geriliyor. TÜİK’in tahminine göre, 2020 yılında 20 milyon 500 bin ton olan buğday üretimi, 2021’de yüzde 7,3 düşüşle 19 milyon tona gerileyecek.

-ABD Tarım Bakanlığı ise yayınladığı raporda, buğday üretiminin 16,5 milyon ton olacağını açıkladı. Raporda, bu üretimin 2 milyon tonunun durum buğdayı olduğu, bu sezon Türkiye’nin 11,5 milyon ton buğday ithalatı ile rekor kıracağı bilgisine yer verildi.

ARPA:

-Hayvancılık sektöründe en önemli yem ürünlerinden olan arpada da kuraklığa bağlı olarak üretimde büyük düşüş yaşandı. ABD Tarım Bakanlığı raporuna göre, Türkiye’nin arpa üretimi kuraklığın etkisi ile 4,5 milyon tona geriledi.

NOHUT:

-Son üç yıldır yükseliş trendine giren nohut da kuraklıktan ciddi anlamda etkilendi.

MISIR:

-TÜİK, mısır üretiminin yüzde 1,5 azalma ile 6 milyon 500 bin tondan 6 milyon 400 bin tona gerileyeceğini öngörüyor.

ÜZÜM:

-Üzümde de rekolte kaybının geçen yıla göre yüzde 20’nin üzerinde olacağı tahmin ediliyor.

MERCİMEK:

-TÜİK 2021 kırmızı mercimek üretim tahminini 350 bin ton olarak duyurmuştu. Fakat kırmızı mercimek ekiminin yüzde 90’ının gerçekleştiği Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır gibi bölgelerdeki aşırı kuraklık üretimi de yarı yarıya azalttı. Mercimekte üretimin 150 bin ton olacağı öngörülüyor.

İklim krizinin öteki yüzü: Tarlalar kırmızı alarm veriyor


YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜREN ÜRÜNLER

AYÇİÇEĞİ:

-Kuraklıktan etkilenmeyen ürünler arasında bulunan ayçiçeğinde rekor artış beklentisi var. Bu yıl ayçiçeği üretiminin 300 bin ton artarak rekor seviyeye ulaşacağı tahmin ediliyor.

FINDIK:

-Fındıkta da yüzler gülüyor. Türkiye’nin fındık piyasasında etkin rol oynaması ve bu alanda istikrar oluşturulması hedefiyle çeşitli çalışmalar yürütülürken, bu sezon tüketimin de artmasıyla 3 milyar dolarlık rekor ihracat bekleniyor.

FASULYE:

-Kuru fasulyede de bu yıl olumlu bir tablo bekleniyor. Fasulyenin fiyatı da 7.98 lira seviyesinde.

ad768x90
ad768x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

İklim krizi Orta Doğu’da su gerginliklerini artırıyor

HIZLI YORUM YAP

r